Ali Ekrem Bolayır Kimdir?

Ali Ekrem Bolayır kimdir? 1867-1937... Servet-i Fünun edebiyatı... Edebiyat-ı Cedide... Detaylar Butik Kitap'ta...

10 Mar 2022 Genel 793

Ali Ekrem Bolayır kimdir?

Ali Ekrem, Namık Kemal’in oğludur. Edebiyat-ı Cedide'den evvel şiirler kaleme almaya başlamıştır, yazı yaşamını Edebiyat-ı Cedide ile sürdürmüştür. Bu dönemdeki şiirlerini Zılal-i İlham ismine sahip bir kitapta bir araya getirmiştir. Eserleri şöyledir:

  • Kırmızı Fesler (1908)
  • Kaside-i Askeriye (1908)
  • Rûh-ı Kemâl (1908)
  • Ordunun Defteri (1918)
  • Ana Vatan (1921),

Yukarıdaki şiir kitapları, Ali Ekrem'in 1908'den sonra basılmış olan, sosyal fikirleriyle ve ulusal hisleri ele alan yapıtlarıdır. Şiir Demeti (1924) ve Vicdan Alevleri (1925) isimli eserlerini Cumhuriyet'ten sonra yayımlamıştır.

Ali Ekrem Bolayır'ın şiirlerinden örnekler:

Şehid Oğlum

Şehîd oğlum kefenine büründü,
Mezarının başucuna süründü..
Ninesine ru’yâsında göründü,
Baygın baygın geldi düştü yanıma...

Vücûdunu delmiş Moskof canavar,
Göğsünde bir kızıl, derin yara var.
Yüreğinden kopup yaradan sızar,
Damla damla akar kanı canıma!
 
"Anne", dedi, "yaralıyım, ölmedim;
"işte, kucağına atıldım kendim;
"Sen sar ellerinle yaramı benim,
"Ben yaşarım, düşman girmez kanıma."
 
Sardım ellerimle yaracığını,
Saçlarımla ördüm sargı bağını..
Allah’ımın güzel yarattığını
Gelin, görün, bakın kahramânıma.
 
Kanı durdu vücûduna can geldi,
Çehresine pembe pembe kan geldi,
Gökten bana rabmet-i Rahmân geldi,
Kavuştum âhû gözlü arslanıma.
 
Çektim aldım onu bağrıma bastım,
Ben senden ayrılmam artık evlâdım;
Melek olsun sana ana kanadım.
Seni uçurayım ben Yezdan'ıma!
 
"Anne", dedi, “bırak harbe gideyim,
"Vatan düşmanını ber-bâd edeyim;
"Asıl anam vatan, seni nideyim?
"Vatanımı çiğnetmem düşmanıma!"
 
Şehîd oğlum kollarımdan sıyrıldı,
Yaralı yaralı döndü kavgaya.
Sandım rûhum bedenimden ayrıldı,
Onunla beraber uçtu Mevlâ'ya.
 
Açtım gözlerimi, sabâh açılmış,
Vatan toprağına nurlar akıyor;
Tan yerine al kefenler saçılmış,
Şehîd oğlum güneş gibi bakıyor!

Güzelsin

Güzelsin cenentin en rûh-perver nev-nîhâlinden,
Güzelsin mâhın en sevdâlı, en parlak cemâlinden,
Güzelsin, ben bütün hûbâna küsmüşken seni sevdim...
 
Geçirdin gönlümü dünyâya karşı infialinden!
Mübârek iffetin oldukça lâmi’ pâk çehrende,
Güzelsin en musaffa gökte şemsin iştiâlinden;
Güzelsin, sevdiğinden ayrılan bir hûri-yî mahzun
Seni görmüş de vermiş hüsnüne revnak melâlinden, 
Tebessüm eyledikçe nûr-ı sevdâ çeşm-i safında,
Güzelsin zührenin parlak yüzünden, mest hâlinden!
Güzelsin rûha te’sîr eyliyor aşkın müebbettir
Sakın endîşe etme ben ölürsem de zevâlinden.
Hicâb oldukça ârız rûyuna ey gonce-yî ismet
Güzelsin maşrik-i gül-çehrenin hurşîd-i âlinden.
Güzelsin gönlümün sevdâsı güldükçe cemâlinde,
Münevver bir gül-î firdevsin İlâhî meâlinden!
Zeminden iğrenip hiddetle baktıkça semâvâta
Güzelsin şâirin fikrindeki ulvî hayâlinden.
Güzelsin, nîm-mestûr eyleyince çehre-yî sâfın
Şafakta lâmi' olmuş mâh-ı tâbânın hilâlinden;
Güzelsin her güzelden hâsılı ey yâr ammâ sen
Bilinmez hâl ü şanın gönlümün mahzûn mekaalinden!