Edebiyat ve Hayat Arasında İlişki Var mıdır?

Edebiyat ve hayat arasında ilişki var mıdır? Edebiyat hayatın neresinde durur? Yaşam edebiyata içkin midir? Yoksa edebiyatın üzerinde mi yer alır? Edebiyatla hayat arasındaki ilişkilerin nitelikleri nelerdir? Bütün bu soruların yanıtı Butik Kitap'ta...

29 Jun 2021 Genel 550

Edebiyat ve hayat arasında ilişki var mıdır?

Edebiyatın hayatla ilişkili olup olmadığı Antik Yunan filozoflarından beri tartışılıp durulur. Eflatun (Platon) edebiyatın hayatın kötü bir kopyası olduğunu belirtir. Bunu da mağara istiaresiyle temellendirir. Ona göre bu dünya idealar aleminin bir yansımasıdır. Sanatçı da ideaların yansıması olan bu dünyayı, farklı biçimlerde şekillendirerek değiştirir ve dönüştürür. Böylece eseri kopyanın kopyası haline gelir. Bu da sanat eserinin hayatın kötü bir kopyası olduğunu ortaya koyar. Eflatun'un öğrencisi Aristo böyle düşünmez. Ona göre metafizik bir idealar alemi yoktur, içinde yaşadığımız dünya ideaların yani özlerin ta kendisidir. Sanatçı da bu dünyayı yansıtarak maddi alemi eseriyle temsil etmiş olur. 

Edebiyatın yaşamla iç içe oluşu

Her iki filozof da sanatın bu dünyanın taklidi olduğunu söylediğini fark ediyoruz. Aralarındaki tek fark, derecelendirme farkıdır. Sanat yaşamın taklididir. Bu yüzden edebiyat ve hayat iç içedir, birbirinden ayrılmaz. Birbirini gerektirir ve birbiriyle içkindir. Marksistler de edebiyatın, toplumsal hayatı yansıtan bir araç olduğunu düşünür. Her edebi eser;

  • ezen-ezilen
  • zenginler-yoksullar

gibi konuları işlemelidir. Bunlar, gerçek hayatı olduğu gibi ve doğrudan yansıtır. 

Realistler ve natüralistler

Bu bağlamda, realistler ile natüralistler de hayatın edebiyat eserleri ile yansıtılmasının gerekli olduğunu ısrarla vurgularlar. Natüralistler biraz daha ileri giderek bilimsel bir titizlikle yaşamı yansıtmaya çalışırlar. Gerçeği en çıplak ve dolayımsız haliyle vererek, bilimsel kanunların dışına çıkmazlar. Oysa realistler, natüralistlere göre daha naiftir ve onlar, insan doğasının türlü hallerini de yansıtmaya çalışırlar. Bu manada modernist edebiyat, bireyi merkeze alarak psikolojik gerçeklikleri edebiyata dahil etmiştir. Bireyin yaşadığı ruhsal bunalımlar, çıkışsızlık ve yabancılaşma vs. modernist edebiyatın işlediği konular olmuştur.

Postmodernlere geldiğimizde, durum daha da karmaşıklaşmıştır. Onlar, metni gerçek olarak kabul etmiş, başka metinlere göndermelerde bulunarak metinsel gerçeklik ortamı kurmuştur.