Faruk Nafiz Çamlıbel Kimdir? Şiirlerinden Örnekler

Faruk Nafiz Çamlıbel kimdir? Şiirlerinden örnekler... Milli edebiyat... Türk şiiri... Hece şiiri... Detaylar Butik Kitap'ta...

13 Sep 2022 Genel 125

Faruk Nafiz Çamlıbel Kimdir? 

Faruk Nafiz, 1898’de İstanbul’da doğmuştur. Tıp öğrencisiyken okulu yarıda bırakmış ve edebiyat hayatına atılmıştır. Yazarlık ve öğretmenlik yapan sanatçı Beş Hececiler’in en önemli isimlerindendir. Sanatçı şiirlerini yazmaya aruz ölçüsüyle başlamış ve daha sonra hece ölçüsüne dönmüştür. Hem aruzu hem de hece ölçüsünü başarıyla kullanmıştır. Yurt sevgisini temalarına ağırlı vermiş ve Milli edebiyat akımını benimsedikten sonra halk şiirlerine büyük ilgi göstermiştir. Sanat şiiri, memleketçi şiirin ilk bilinçli bildirisi olarak kabul edilmektedir. En ünlü eseri ise Han Duvarları adlı şiiridir. Şiir, tiyatro ve roman türlerinde eserler kaleme almıştır. Çeşitli dergi ve gazetelerde de mizahî manzumeler kaleme almıştır. Bu yazılarında Deli Ozan ve Çamdeviren mahlaslarını kullanmıştır.

   Şiir: Dinle Neyden, Çoban Çeşmesi, Gönülden Gönüle, Bir Ömür Böyle Geçti, Han Duvarları, Suda Halkalar, Zindan Duvarları, Şarkın Sultanları, Mustafa Kemal

RomanAyşe’nin Doktoru, Yıldız Yağmuru

Tiyatro:  Canavar, Akın, Özyurt, Kahraman, Yayla Kartalı, Hudekoğlu, İlk Göz Ağrısı

Şiirlerinden örnekler...

Han Duvarları

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya.
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık! 
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları,
Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...

Ellerim takılırken rüzgârların saçına
Asıldı arabamız bir dağın yamacına.
Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
Yalnız arabacının dudağında bir ıslık! 
Bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar,
Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu.
Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince.
Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi.
Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.
Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine.
Yol, hep yol, daima yol... Bitmiyor düzlük yine.
Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali,
Sonunda ademdir diyor insana yolun hali,
Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan.
Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...
Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine.

Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan; 
Geçiyordu araba yola benzer bir sudan.
Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,
Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu:
Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
Atlarımız çözüldü, girdik.

Bağ Bozumu

Kuytu ormanları, tenhâ bağları
Geziyor mevsimin yorgun rüzgârı.
İnce dallar kırık, yapraklar sarı,
Geçmiş bu yoldan da belli sonbahar.

 

Duyulur bir ayak sesi gizlice
Hâlî bahçelerden rüzgâr esince:
Geçen bir yolcu mu, yoksa her gece
Yollarda beklenen bir kadın mı var?