Şeyhi Kimdir? Eserleri Nelerdir?

Şeyhi kimdir? Eserleri nelerdir? Divan edebiyatı... Divan şiiri... Klasik Türk edebiyatı... Klasik Türk şiiri... Detaylar Butik Kitap'ta...

02 Sep 2022 Genel 1252

Şeyhi kimdir? Eserleri nelerdir?

Şairin adı kaynaklarda bazen Yûsuf bazen de Sinan ve Sinaneddin olarak geçer. Doğum yeri Germiyan (Kütahya)’dır. Tabip olmasından dolayı “Hekim Sinan” adıyla şöhret kazanan Şeyhî, ilk öğrenimine dönemin önemli kültür merkezlerinden biri olan Kütahya’da başladı ve bu arada şair Ahmedî’den ders aldı. Bilgisini ilerletmek üzere İran’a gitmiş, burada tasavvuf, edebiyat ve tıp öğrenimi görmüştür. Özellikle göz hekimliğinde bilgisini ilerletti. Sehî’ye göre Seyyid Şerîf-i Cürcânî ile sınıf arkadaşlığı da yapan Şeyhî, dönemin önde gelen İran şairlerinden Kemâl-i HocendîSelmân-ı Sâvecî ve Hâfız-ı Şirazî’den etkilenerek memleketine dönmüştür. İran dönüşü Ankara’da Hacı Bayram-ı Velî’ye intisap ederek “Şeyhî” mahlasını alan şairin, Germiyanoğlu Yakub Bey’in özel tabibi olduğu ve daha sonra Çelebi Mehmed ve II. Murad’ın hizmetinde bulunduğu bilinmektedir. O, her ne kadar tasavvufla ilgilenmiş ve gazellerinde tasavvufî unsurlara yer vermiş olsa da mutasavvıf bir şair değildir. Şeyhî, Anadolu sahası din-dışı edebiyatının kuruluşunda önemli rol oynamış, özellikle lirik yanı öne çıkan manzumeleriyle tanınmıştır. Şeyhî, Anadolu sahasında gelişen klâsik şiirin kurucu şairlerinden biridir. Bu sebeple eski kaynaklarda kendisinden “şeyhü’ş-şu’arâ”, “serdar-ı şu’arâ” ve “hüsrev-i şu’arâ” şeklinde söz edilmiştir.

  • Ahmed Paşa meşhur “kerem kasidesi”yle Şeyhî’nin “kerem kasidesi”ni tanzir etmiş; Cem, Bihiştî, Aşkî de kerem kasideleri yazmışlardır.
  • Necâtî, Hayâlî, Âlî, Ahdî, Nev’î, Kafzâde gibi şairler, Şeyhî’nin “lâmiye” tevhidini tanzir etmişler; Fuzûlî ise, Leylâ vü Mecnûn’unda Şeyhî’den mesnevi yazarı olarak söz ettiği gibi onun bir tevhidini de tanzir etmiştir.
  • Divanı vardır.
  • Hüsrev ü Şîrîn: Genceli Nizâmî’nin aynı adlı eserinin tercümesi olan bu mesnevi, 1421- 1439 yılları arasında II. Murad adına yazılmıştır. Şeyhî, Hüsrev ile Şîrîn’in aşkını konu alan mesneviyi Nizâmî gibi uzatmamış, hikâyenin sonundaki olayları en trajik yerinde kesmiştir. Şeyhî, Nizâmî’nin eserine bağlı kalmakla birlikte yaptığı ekleme ve çıkarmalarla eserine telif özelliği kazandırmıştır. 6944 beyitten meydana gelen ve mefâ‘îlün mefâ‘îlün fe‘ûlünvezniyle yazılan mesnevi, Faruk Kadri Timurtaş tarafından yayımlanmıştır.
  • Şeyhî’nin en çok beğenilen ve tanınan eseri olan Har-nâme, 126 beyitten meydana gelen bir mesnevidir. Kaynaklarda verilen bilgilere ve yazmaların durumundan anlaşıldığına göre Har-nâme, önce I. Mehmet’e, sonra II. Murat’a sunulmuştur. Özlü ve güçlü ifadesi, dilinin sadeliği ve güzelliği, hicvin inceliği ve zarafeti ile sosyal eşitsizliği başarılı bir biçimde eleştiren Har-nâme, edebi hayatımızda hiciv türünün en güzel örneğidir.
  • Kaynaklarda Har-nâme’nin yazılış sebebi iki farklı şekilde verilmiştir. Birincisine göre Şeyhî, Çelebi Mehmed’in gözünü tedavi ettiği için padişah kendisine ihsanlarda bulunur ve Dokuzlar köyünü tımar olarak verir. Ancak köyün eski sahipleri Şeyhî’yi köye sokmazlar ve onu dövüp elindeki bütün malını da alırlar. Şeyhî de bu olay üzerine Har-nâme’yi yazarak Çelebi Mehmed’e sunar. İkinci bilgiye göre Şeyhî’yi beğenen II. Murat, onu vezir yapmak ister. Padişahın çevresinde bulanan ve Şeyhî’yi çe-kemeyen kişiler onun, Nizâmî’nin Penc-genc’i gibi bir hamse yazdıktan sonra bu makama getirilmesinin daha uygun olacağını söylerler. Şeyhî bunun üzerine Nizamî’nin Hüsrev ü Şîrîn’ini çevirmeye başlar. Önce 1000 beyti çevirip padişaha sunar. Padişah eseri çok beğenir ve Şeyhî’ye çeşitli hediyeler verir. Aldığı hediyelerle memleketine giderken yolda hırsızlar tarafından soyulan Şeyhî, bunun üzerine yaşadıklarına uygun olarak Har-nâme’yi yazıp padişaha gönderir. Şair, Har-nâme’de anlattıklarını, kendi başından geçen olaya bağlayarak padişahın adaletini ve yardımını bekler. Har-nâme, çok sade bir Türkçe ile yazılmış, hemen her beyti sehl-i mümteni özelliği taşıyan bir eserdir.